KÖRELMİŞ ORGANLAR/YAPILAR

Körelmiş organlar/yapılar; evrimsel süreç boyunca değişip çevre koşullarından etkilenmesiyle önceden yapmakta oldukları işlerin yapılmamasıyla birlikte bir organın giderek körelmesi, işlevsizleşmesi ve nihayetinde yok olmasıdır.

Peki ya bu organlar ve yapılar neden körelir?

Yaşam boyunca insanoğlu milyarlarca yıl boyunca doğal seçilimin etkisiyle bazı özellikler pek çok nesil için artık işlevlerini yitirmiş olsalar da var olmayı sürdürüyor. Bu “evrimsel artıklar” ya da artakalan özellikler insanlarda da var.

Öyleyse bu işlevini yitirmiş görünen özellikler neden hala vücudumuzda? Çünkü evrim aşamalı bir süreç. Bazen yeterince doğal seleksiyon baskısı olmuyor ve nesilden nesile bu özellik aktarılıyor. Bazen de evrim sürecinde organlar “eksaptasyon” denilen yeni işlevler geliştirebiliyor.

Evrimleşme sürecinde daha önceden bulunulan ortamda ya da bulunulan çevre koşullarında işe yaradığı için binlerce, milyonlarca yıldır avantaj sağlayan ve seçilen organlar ve yapılar, bir noktadan sonra doğa şartlarının veya bulunulan ortamın değişmesiyle hiçbir işe yaramaz hale gelebilirler. İşte bu organlar, evrim ekonomisi dediğimiz bir mekanizma içerisinde, yine nesiller içerisinde yok edilirler.

“Evrim Ekonomisi”; işlevsiz olan uzuvların kaybolması ve işlev gören yapıların kalan enerjiyi kullanabilme olanağıdır. Canlılar, enerjiyi aktif olarak kullanıp değiştirerek hayatta kalırlar ve varlıklarını sürdürürler. Yasalara direnenler elenirler. Yani evrim ekonomisi dahilinde, sahip olduğu genetik yapıdan ötürü ömrü içerisindeki enerjiyi en verimli olarak kullanan bireyler hayatta kalabilirler. Yine genetik yapılarından ötürü, enerji verimliliği düşük olanlar elenirler. İşte artık işe yaramayan, görevlerini yitirmiş organların körelmesi de bu yüzdendir.

Körelen Organlara Ne Olur?

Genellikle körelen organlar iki şekilde sonlanırlar:

1)Yeni ortam koşullarında eski işlevlerini yerine getiremese de, yeni işlevler kazanarak bu şekilde çalışmaya başlayabilir. Örneğin sürüngenlerin (ve dolayısıyla memeliler ile kuşların) atalarında bulunan üçüncü göz yapısı, günümüzde epifiz bezi olarak çalışmaktadır. Ya da kuyruk sokumumuzda bulunan, eskiden kuyruğu desteklemek üzere görev yapan birkaç kemik (coccyx), günümüzde bu bölgede bulunan bazı kasların tutunması için yüzey alanı oluşturururlar.

2) Körelme süreci boyunca hiçbir yeni işleve sahip olamayarak tamamen yok olurlar. Bunun en güzel örneği, karadan tekrar denizlere dönen memeliler olan balinaların arka bacaklarının körelerek tamamen yok olmasıdır. İşte bu noktada, akıllara hemen şu soru gelir,

Öyleyse Neden Hala Körelmiş Organlar/Yapılar Bulunuyor?

İşe Yaramıyorsa Neden Yok Edilmiyorlar?

Evrim Karşıtları’nın ve genel olarak bu soruyu soranların, soruyu sorma sebebi, evrimi anlayamamış olmaları veya anlasalar da pratik olarak kullanamayışlarıdır (veya kullanmak istememeleridir). Evrim, sıklıkla bahsedildiği gibi çok yavaş bir süreçtir ve genellikle yüzbinlerce ve milyonlarca yılda büyük değişimler yaratabilmektedir. Bu sebeple, bir organın tamamen yok olması için geçen süre de çok fazladır.

Bu noktada anlaşılması gereken nokta şudur: bir körelmiş organ/yapı, varlık ile yokluk arasındaki skalada herhangi bir noktada bulunabilir. Yani bir organ, çevre koşullarının sadece birkaç yüz ya da birkaç bin yıl önce değişmesiyle işlevini ilk defa yitirmeye başlamış olabilir. Ancak bu kadar kısa geçmişte başlayan bir değişim, muhtemelen henüz hiçbir iz göstermeyecektir. Öte yandan bir diğer organ, birkaç on bin yıldır işlevsiz olabilir ve yavaş yavaş yok olmaya doğru küçülmeye ya da normal dışı davranışlar sergilemeye başlayabilir.

Körelmiş Organlar/Yapılar Listesi

1)    Palmaris Longus Kası

Şöyle anlatacak olursak;


Kolunuzu masa gibi düz bir zemin üzerine koyun.
       
Daha sonra baş parmağınızla serçe parmağınızı birleştirin.

Elinizi biraz yukarı kaldırın. Eğer elinizin ortasında yükselen bir şerit görüyorsanız kolunuzun ön tarafında körelmiş bir kasınız var demektir.

Gördüğünüz bu tendon Palmaris longus kası`na bağlıdır.

İnsanların%15`inde bir yada her iki kolunda bu kas bulunmaz .  Herhangi bir eksiklikte değildir. Hatta bu tendon alınıp insanlarda tedavi amaçlı estetik cerrahide kullanılıyor.

Bu kas memelilerin birçoğunda bulunur. Fakat hareket etmek için ön ayaklarını kullanan hayvanlarda daha çok gelişmiştir. (Palmaris longus kası insanların ağaçtan ağaca sıçramasına yaradığı bililiniyor.)

2) Darwin yumrusu

Dış kulağımıza bağlanan şu 3 kasa bakalım. Kulaklarımızı kafa derimize bağlayan üç kastan biri kulağınızın üst tarafındaki küçük yumru.Bu ilk kez bilim insanı Charles Darwin tarafından gündeme getirildiği için Darwin yumrusu olarak biliniyor.Biz bu kaslarımızı pek hareket ettiremeyiz. Başka bir değişle  İnsanların çoğunda bu kas hiçbir işe yaramıyor fakat bazıları bu kası kulaklarını oynatmak için kullanıyor. Özellikle seslerin kaynağını bulmak ve yavrularının yerini anlamak, yırtıcı hayvanları duyabilmek için bu kasları kullanan bazı hayvanlar vardır.

3) Plica Semilunaris / Üçüncü Gözkapağı


Gözünüzün köşesindeki küçük pembe şeyi görüyor musunuz?Niktitant zar ya da üçüncü göz kapağı olarak bilinen bu doku bizim evrimsel geçmişimizden geliyor.Üçüncü kapakla yatay olarak göz kırpılıyordu. Ancak bu bugün hayatımızda bir işlevi olmadığı görülüyor. Kuşlar ve kediler gibi diğer hayvanlarda bunun hala çalıştığını görebilirsiniz.

4) Piloereksiyon / Tüylerin diken diken olması

Kediler korktuklarında neden kabarır biliyor musunuz? Kediler gibi bazı hayvanlar kendilerini daha büyük göstermek için kabartıyorBiz de korktuğumuz ya da üşüdüğümüzde tüylerimizin diken diken olması bu yüzden.Bilim insanları buna piloereksiyon refleksi diyor.Piloereksiyon daha büyük görünme ya da üşüdüğünüzde vücudun ısı kaybını önlemek için gelişmiş bir refleks.

5) Apandis


Apandis, günümüz insanlarında bilinen bir işleve sahip değildir, enfekte olduğunda sıklıkla ameliyatla alınır. Orijinal kullanımı hala tartışmalıysa da çoğu bilim insanı selüloz sindiriminde yardımcı olduğunu kabul etmektedir. Yoğun yapraklı diyete sahip olan, öncül insanlarda apandisit sindirime yardımcı oluyordu. Zamanla insanın diyeti değişti ve apandis işlevsiz hale geldi, bir çok evrimsel teorisyen ise doğal seçilimin, apandisin işlevlerini azaltırken, aynı zamanda, hastalığa neden olmayan daha büyük apandisleri seçtiği yönünde hemfikirdir. Apandis, bu durumda  çok daha uzun zaman bizimle kalacak gibi görünmektedir.

6)   İnsanlarda Bulunan Plantaris Kası

Plantaris kası hayvanlar tarafından, nesneleri ayakları ile tutmak ve kontrol etmek için kullanılır (maymunlar ayaklarını elleri kadar iyi bir şekilde kullanabilir). Bu kas insanlarda da aynı şekilde mevcuttur ancak o kadar az gelişmiştir ki, vücudun diğer bölümlerinden herhangi birinin yeniden oluşturulmasında dokuya ihtiyaç olduğunda, doktorlar tarafından yerinden alınarak kullanılırlar. Bu kas insan vücudu için öylesine önemsizdir ki, insanların %9’u bu kasa hiç sahip olmadan doğarlar. Muhtemelen gelecekte, bu oran giderek artacak ve artık ağaçlarda yaşamayan biz insanlar, bu kasları evrimsel süreçte tamamen yitireceğiz.

7)    20 Yaş Dişleri

İlk insanlar birçok bitki türüyle besleniyordu ve gün boyunca ihtiyaç duydukları tüm gıdaları almak için yeterli miktarda bitkiyi, yeterince hızlı şekilde yemeye ihtiyaç duyuyorlardı. Bunun haricinde, bitkilerin lif yapısının ve selülozun sindirimi oldukça güç olduğundan, ezici dişlerle bunların olabildiğince parçalanması gerekiyordu.

Evrimsel süreç ilerdikçe, gıdalarımız değişti. Ot temelli beslenmeden, et temelli beslenmeye doğru bir geçiş yaşandı. Bu süreçte, büyüyen beynimiz ve kafatasımızla birlikte, daha kolay sindirilip yenen besinlere geçilmesinden ötürü çenemiz de giderek küçüldü ve en arkada bulunan dişlerimiz, bu süreçte köreldi ve kendilerine çenede yer bulamamaya başladılar. İşte günümüzde, bazı insanların 20 civarındaki yaşlarında çıkardıkları bu ekstra dişler, bunlardır. Bu dişler, genellikle her zaman sorunlu olarak çıkmaktadır, çene ve diş yapısını bozmaktadır, çok ciddi ağrı ve sancılara neden olmaktadır.

Evrimsel süreçte giderek körelen, hiçbir işleve sahip olmayan bu dişler, günümüzde bazı insan topluluklarında artık hiç oluşmazken veya hiç çıkmadan, çene içerisinde gömülü kalırken, bazı toplulukların tamamında bu dişler çıkmaktadır.

 Ancak bunların artık olduğunu ispatlayan yeterli kanıt yok.

Fakat kesin olan bir şey varsa da; her insan bu özelliklere sahip değil. “Evrimsel atıklar” dünya çapında da farklılık gösteriyor. Bu da zaman içinde değişecek bir olgudur.

KAYNAKÇA

Yazar Hakkında

Yorum Ekle