GENETİK KOPYALAMANIN İNSANA UYGULANABİLİRLİĞİ

Genetik olarak kopyalama işlemi ile ilgili ilk bilimsel çalışma çoğumuzun da bildiği gibi yetişkin bir hayvan hücresinden yepyeni bir hayvanın elde edilmesidir. (DOLLY adını verdiğimiz bu ünlü kuzu 1996 yılının Temmuz ayında dünyaya gelmiştir.)

Tabi ki bir hayvan üzerinde denenerek geliştirilen bu yöntem zamanla insanların ilgisini çekmiş ve ortak ilgi alanı haline gelmiştir. Peki ortak ilgi alanı haline gelmesinin sebebi neydi? Sebebi şu ki; Bu yöntemin bulunması ile birlikte acaba aynı yöntem ile insanlar da kopyalanabilir mi? Bu soru birçok etik tartışmaya yol açmış ve iki karşıt görüş hala farklı platformlar da tartışmalarını sürdürmektedirler.

Bazı insanlar kopyalama işlemini canlıyı yaratmak olarak algılasalar da insanın kopyalanması insanın yaratılması değil, çoğalma yönteminin değiştirilmesi işlemidir. Bir insanı klonladığımızı düşündüğümüzde klonlanan insan sadece kişilik bakımından değil, bedensel ve fizyolojik özellikler bakımından da, genetik ikizinden (kopyalandığı kişiden) farklı olacağını kabullenmek gerekir.

Aynı yumurta ikizlerinde bile çok belirgin farklılıklar vardır. Bu nedenle genetik kopyalama, farklı yerlerde ve farklı zamanlarda yapıldığında farklılıklar daha fazla olacaktır.

Düşünüldüğü gibi insanın genetik kopyasının yapılması, yasal, ahlaki ve felsefi problemlere neden olacaktır.

Etik açıdan bakıldığında dünyaya gelecek olan bebeğin genetik özelliklerini ortak olarak taşıyacağı bir anne ve babaya sahip olma hakkı vardır. Bunun da dışında başka bir bireyin genetik de olsa kopyası olmak, insanın onuruna tamamı ile karşı bir durumdur. Daha başka bir durum ise bireyin kimliğinde ortaya çıkacak belirsizlikle ilgilidir.

Bu konu ile ilgili olarak ABD vatandaşları üzerinde 1005 kişiyi içeren kamuoyu araştırmaları, halkın %89’unun insanları klonlamanın çözebileceği problemlerden daha çok problem meydana getireceğini ifade etmişlerdir. Dönemin başkanı Bill Clinton, insan kopyalama çalışmalarının yasaklanmasını istemiştir. 1997 Temmuz ayında beyaz saraya 5 yıllık bir süre için yasaklanması şeklinde bir öneri sunulmuş ve 1998 yılının başlarında bu öneri kabul edilmiştir.

Dolly ekibinden olan Harry Griffin, kopyalanma işleminin insanlar üzerinde uygulanmasının, kanser, ölü doğum, yaşlanma, bebek ölümleri gibi vakalara yol açabileceğini söylemiştir. Şayet Dolly’nin üretim sürecinde 277 başarısız deney yapılmış, koyunlardan sadece 13’ü doğum yapabilmiş ve bunların arasından da yalnızca Dolly hayatta kalmayı başarabilmiştir. Bunlar göz önünde bulundurulduğu zaman bu tekniğin insana uygulanmasının son derece yanlış bir seçim olacağını ifade etmektedir.

Konunun dinsel, sosyal, hukuksal veya etik kurallarını bir kenara bıraktığımızda, davranışsal açıdan bile diğer canlılardan birçok farklılık gösteriyoruz.

Biliyoruz ki insan davranışlarından bazıları genler tarafından kontrol ediliyor. Fakat yine de birçoğunun çevresel etkenlere bağlı olduğu da bir gerçektir. Bu da kopyalama işleminin tam bir başarı elde edilmesini engelleyen önemli bir noktadır.

Diyelim ki klonlama işlemini insan üzerinde gerçekleştiriyoruz. Bir ‘’A’’ kişisinden aldığımız bir çekirdeği bir yumurta hücresine verdik ve uyarılan bu hücre bölünme işlemini gerçekleştirmeye başladı. Bu hücre ‘’A’’ kişisini doğuran kadının rahmine yerleştirilse bile aynı ortamı sağlamak mümkün değildir. Çünkü kadının hormonları, kullandığı ilaçlar, içinde bulunduğu psikolojisi ve yaşam türü sebebiyle bebeğin gelişini farklı şekilde etkilenecektir. Hatta doğumdan sonra bile çevre şartlarında da bu olaylar söz konusudur.

Aslında bakıldığı zaman insanların kendi kopyalarını elde etmek istemelerinin temel sebebi onları kendi yedekleri ya da köleler gibi görmeleridir. Ama onlarında birer insan olacaklarını, kendi duygu ve düşünceleri olduğunu ama en önemlisi yaşama özgürlüğüne sahip oldukları akılarına gelmiyor sanırım.

Unutulmamalıdır ki kopyalama işlemi yalnızca işin kalıtsal yönünü hallediyor, kişinin yaşadığı deneyimler, hissettiği mutluluk, duyduğu acı bunların bire bir aynısını canlandırmak mümkün gözükmüyor.

Son olarak kopyalamanın insana uygulanabilirliği konusunda açıklama yapan I. Wilmut; bu teknik insanlara uygulanırsa olumlu sonuç alınabileceğini sanmıyorum ve bu tür bir uygulamaya da karşıyım diye belirtmiştir. İnsan ve koyunun gelişim süreçleri çok farklıdır diyen Dr. Wilmut, bu tekniğin halk ve medya tarafından yanlış anlaşıldığını vurgulamıştır.

KAYNAKÇA: MOLEKÜLER BİYOLOJİ KİTABI (PALME YAYINCILIK)

Yazar Hakkında

Yorum Ekle