DİKKAT! ‘ÇUKUR’ VAR

Depresyon Fransızca kökenli bir kelime olup “çukur, çöküntü” anlamına gelmektedir.Çöküntü olarak tabir edilen depresyon; çağımızın çoğu zaman gizlenen bir hastalığıdır. Kişi depresyona girdiğinde yakınlarına söylemekten çekindiği bir durumdur, kaldı ki kişi kendisine bile itiraf edemez bu durumu.

Depresyonun belirtileri nelerdir?

Depresyonun geniş belirtileri vardır. Depresyona girdiğimiz zamanlarda yataktan çıkmaya, hayata karışmaya enerji bulamayız. Normalde mutlu olacağımız olaylara bile gülümsemek zor gelir. Kendimizi bitkin ve moralsiz hissedebiliriz. Yakınlarımızdan ‘Karadeniz’de gemilerin mi battı’ lafını sıklıkla duyarız. Yukarıda sayılan bu durumlar hayatta herkesin başına gelebilir.

Ancak depresyon teşhisi konulmuş bir hastada durum biraz daha karmaşıktır. Depresyon kesinlikle geçici üzüntü, kırgınlık ile aynı şey değildir. Bu nedenle sağlıklı bir insanın kısa süreli karamsar hissettiği durumlar ile depresyon oldukça birbirinden ayırabilmek önemli bir husustur. Burada önemli olan kişinin 15 günden fazla süren depresif durumları yaşamasıdır.

Peki ya aslında ‘Depresyon’ nedir?

Şöyle açıklayacak olursak; aslında, depresyon temel belirtileri; uzun süreli olarak her şeye karşı isteksizlik, hayattan zevk almama, içinden hiçbir şey gelmeme olarak tanımlanan bir hastalıktır. Yani ruh halini tanımlayan bir sözcüktür. Başka bir deyişle sanki kişinin dünya yıkılmış da altında kalmış tüm insanlar dünyayı terk etmiş de yalnız kalmış hissi, sıkışmış, havasız kalmış hissiyetleri vardır. Göğüs kafesinde yoğun bir baskıyı günün her saatinde göğüs kafesinin, patlasa da rahatlasam denilen durumdur. Yani depresyon bir çeşit ruhsal çöküntüdür olup, tıbbi olarak da bir beyin bozukluğudur. Bu bozukluk intihara kadar sürükleyebilir. Çünkü depresyon öyle bir hastalıktır ki bir nevi ruhun acı çekmesidir. Bu acı fiziksel olarak yaşadığımız acılardan çok daha ağır geçer çünkü fiziksel acılar da ağrının nerede olduğunu tespit edebiliriz.

Ancak ruh acı çekerse ne yapılması gerektiğini bilemeyiz. Tabi ki ruh halindeki bozulma fiziksel olarak da yansır, aşırı kilo kaybı veya aşırı kilo alma, mide, bağırsak rahatsızlıkları, kalp hastalıkları, verem ve kanser gibi ciddi sorunlara da yol açabilir.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 350 milyon üzerinde insan depresyon yaşadığı tespit edilmiştir. Türkiye’de ise bu durum 2018 Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre yılda 8.6 milyon kişi ruh ve sinir hastalıkları sebebiyle doktora başvurulduğu görülmektedir.

Depresyon yukarıda belirtildiği gibi aynı zamanda da intihara bağlı ölümlerin başlıca nedenleri arasında da gösteriliyor. Depresyon beyin metabolizmasının bozulmasıyla ortaya çıkan bir hastalıktır. Sağlıklı ve depresyonsuz bir hayat geçirebilmek için beyinde görev yapan nörotransmitterlerin ve hormonların belli bir denge içerisinde bulunması gerekir.

Peki denge nasıl bozulur?

Bu dengenin sağlanabilmesi için nörotransmitter ve hormonları sentezleyen genlerin normal çalışması gerekir. Eğer genler de bir mutasyon veya genin değişik formu dediğimiz alleli vardır. Nörötransmitter veya hormonların yapısında ve miktarında değişiklikler meydana gelecektir ve bunun sonucu olarak beyin kimyasının dengesi bozulacaktır. Örnek verecek olursak; dopamin, nöroepinefrin, asetilkolin ve kortizol mutasyon nedeni ile yapısı ve miktarı değişen nörotransmitterlerden bazılarıdır. Depresyonun şiddeti, bu kimyasal yapıların bozulması ile doğrudan artar ya da azalabilir.


Yukarıda sayılan maddeler ve daha niceleri;

Beyinde iki sinir arasında sinaps olarak adlandırılan noktalarda görev alırlar. Sinapslar iki sinir arasındaki çok küçük boşluklara verilen addır. Bir sinir hücresinden gelen elektriksel impulslar ve bu sinapslar geldiğinde boşluk nedeniyle bir sonraki sinire aktarılmaz. Aktarımın gerçekleşebilmesi için nörotransmitterleri ihtiyaç duyulur. Eğer nörotransmitterler olmazsa bir sinirden diğer bir sinire bilgi iletilmez ve sağlıklı bilgi akışı beyinde bozulduğu için depresyon kaçınılmaz hale gelir.

Genetiğin depresyona etkisi var mıdır?

Genetik yapının depresyona etkisi uzun süredir araştırılan bir konudur. Bu konuda aile bireyleri arasında, tek ve çift yumurta ikizleri ile yapılmış birçok araştırma vardır. Bu araştırmalarda ortaya çıkan ortak sonuç; eğer aile bireylerinden biri depresyon yaşıyorsa diğer aile bireyleri de risk altındadır diyebiliriz. ( Dilerseniz bu konu hakkında araştırılan bir kaç gen hakkında fikir sahibi olmak isterseniz ‘DEPRESİF GENLER‘ adlı yazımdan bilgi alabilirsiniz. )

Bir çalışma ile örnek verecek olursak;

İkizler ile yapılan bir çalışmada çift yumurta ikizlerinden birinin depresyon hastası olması durumunda diğer kardeşin depresyona yakalanma riski %67 iken tek yumurta ikizlerinde ise bu risk %76 olduğu gösteriliyor. Genetik araştırmalarda ikizler ile yapılan çalışmaların ayrı bir önemi vardır. Çünkü ikiz kardeşlerin özellikle tek yumurta ikizlerinin genomları neredeyse aynı olduğu bilinir. Bu yüzden birinde görülen hastalığın diğerinde de görülmesi büyük bir ihtimalle genetik olduğuna işaret etmektedir.

Depresyon Tedavileri

Depresyonda ilaç tedavisi, şüphesiz en yaygın, en kolay ulaşılır bir tedavidir. Ancak TMS tedavisi daha konforlu bir uygulamadır.Tam açılımı “Transkranial Manyetik Stimülasyon” dur. TMS; Nörolojik hasalara uygulanan, beyindeki sinir hücrelerini uyararak depresyonun belirtilerini iyileştirmek için kullanılan bir tedavidir.TMS’nin hiç bir yan etkisi yoktur. Depreyon dışında alzheimer, parkinson, panik atak ve baş ağrısı gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır.

Neden ilaç tedavisi varken diğer tedavi yöntemlerine ihtiyaç duyulur?

İlaç tedavisinin düzeltemediği hastaların, TMS ile düzebilmeleri, TMS tedavilerinin daha etkin olduğunu gösterir. TMS uygulamaları, ilaç tedavileri hatta psikoterapilerle birlikte de uygulanmalıdır. Elbette ki ilaçlar, depresyonda çığır açan tedaviler olmuştur. Hala da dünya üzerinde milyonlarca hasta ilaçlarla düzeltilmeye çalışılmaktadır. Ancak şu da bir gerçektir ki, gelişen ilaç teknolojisine rağmen hala depresyondan çıkamayan ya da tam düzelmeyen yine çok sayıda hasta vardır. Üstelik TMS tedavisinde ilaç tedavilerinde gördüğümüz kilo alımı, sedasyon ve cinsel bozukluklar gibi yan etkiler yoktur. En önemlisi, hamilelik ya da emzirme dönemlerinde ilaçlar sakıncalı iken TMS tedavileri güvenle kullanılabilmektedir.

Aslında TMS;

Depresyonda TMS, sol ön-alın (sol prefrontal korteks) bölgesine uygulanmaktadır. Bir çok bilimsel araştırma, TMS’nin duygudurum (mizaç) devrelerini kapsayan beyin bölgelerinin aktivitesini seçici olarak modüle ettiğini yani düzenlediğini göstermiştir. Ayrıca depresyonda rol oynayan limbik yapılar da prefrontal bölgeye uygulanan manyetik uyarılar ile düzene girdiği düşünülmektedir. TMS ile yapılan fonksiyonel görüntüleme çalışmalarında kortikal bölge yoluyla yapılan transsinaptik etkinin uzak beyin yapılarında bile aktivite artışına neden olduğunu gösterilmiştir.

TMS tedavisinde;

Manyetik alan beyine penetre olarak uygulama alanında yeni aksiyon potansiyelleri oluşturur. Aynı bir ses ekosu gibi nöron gövdelerinde yayılarak bir sinir hücresinden diğerine geçen manyetik uyarılar, aksayan ya da tıkanan sinir iletimini ve nörotransmitter salımını yeniden dengeye sokar. Böylece nöronal aktivite aynı bir bilgisayar resetlenmesi gibi tekrar sağlıklı düzene döner. TMS’nin depresyonda tedavi edici etkisi özetle bu mekanizma ile gerçekleşmektedir.

Diğer taraftan yapılan bilimsel araştırmalar, tedaviye dirençli ağır depresyonlarda, TMS’nin elektroşok (EKT) tedavisi ile aynı düzeltici etkiler meydana getirdiğini göstermiştir. Bu nedenle oldukça agresif ve invaziv bir tedavi yöntemi olan EKT’nin depresyonda kullanımı giderek azalmakta bunun yerine TMS geçmektedir. Dolayısıyla EKT, sadece psikotik depresyonların bir kısmında tercih edilebilen bir konuma inmiştir.

Yazımı yazarken araştırmalarım sırasında bir nöroloji uzmanının değerli satırlarıyla bitirmek isterim.

“Sizinle kendi hayatımda olumsuz duygularla baş etmek için kullandığım, çok basit bir yöntemi paylaşmak istiyorum. Kur’an-ı Kerim’de söylendiği gibi, “Bir işi bitirince yenisine başlayınız”. Bana göre, yapılan işin niteliği ne olursa olsun, çiçek bakımından bahçe süpürmeye, torunlarınızı gezdirmekten kitaplığınızı düzeltmeye kadar, her türlü meşguliyet, kişiyi üzüntülü ruh halinden uzaklaştırıp dikkatini dağıtır.

Yapılıp ortaya konulan iş Nobel ödülü almasa bile emek verilen her şey, kendimize ve başkalarının hayatına bir katkıdır. Bu katkının da mutlaka bize güzel geri dönüşleri olacaktır. Bir çorba pişirip komşunuza ikram ettiğinizde, komşunuz size teşekkür etmeyi unutsa bile, güzel bir şey yaptığınızı hissedersiniz. Bu dünyaya geldiysek, bize ait olan yeri, başka hiç kimse dolduramayacağı için geldik. Benzersiz olduğumuz için geldik. Her insan kendi içinde o kadar özel, değerli ve gerekli ki, her anımızın kıymetini bilmemiz ve güzel yaşamamızda fayda var.”

TEŞEKKÜRLER..

KAYNAKÇA:

http://www.emg-eeg.net/depresyondan-bir-turlu-cikamiyorsaniz-eger.html
http://turgaygoncu.com.tr/makale/depresyon/
https://www.bbc.com/turkce/haberler/2010/10/101021_mice_depression_cured
http://www.ogelk.net/makale/127-herkes-icin-ruh-sagligi-depresyon-depresyonun-tani-ve-tedavisi.html
http://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/23/depresyon

Yazar Hakkında

4 Yorumlar

  1. hanne
    6 Mart 2019
  2. mirliva
    8 Mart 2019

Yorum Ekle